Konu içinde sırala:

1 2 3 4 »

Vatan Partisi'nde yöneticiyim soruları alayım. 0.24

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı. Sorularınızı bekliyoruz.

4 yıl önce utkureyhan tarafından eklendi.

43576 görüntüleme, 677 yorum, | Soru sor | Şikayet


Doğu PERİNÇEK hakkında, ortaokul yada lise çağlarımda ilk hatırladığım şey Abdullah Öcalan'la ve doğal olarak bölücü terörist örgütle beraber yakınlığıydı. Aradan geçen zamanla nasıl oldu da ulusalcılık adına kendine bir yer edindi ve insanlar geçmişi unuttu yada hiç bilmedi?

4 yıl önce ordotanura ekledi. 5 yorum. | Cevapla | Şikayet | #4061 0.04


Doğu Perinçek Abdullah Öcalan ile sadece görüşmüştür ortada bir yakınlık yoktur. Görüşme eyleminin kendisi bir suç olabilir mi? Söz gelimi bence Öcalan'dan çok daha tehlikeli biri olan Fethullah Gülen benimle görüşmek isterse gider ve görüşürüm. Hatta giderken yanıma bir kutu çikolata ve bir demet çiçek de alırım. El sıkışırken fotoğraf da verebilirim. Sorun ne görüştüğünüzdür. Eğer ben Gülen'e "Hocaefendi siz ne muhterem bir insansınız, şöyle iyisiniz, böyle güzelsiniz, çok da güzel ele geçirdiniz memleketi" gibi sözler sarfedersem ne derseniz haklısınız. Ancak "Fethullah Gülen, ABD işbirlikçiliğini bırakın, yanlış yoldasınız, cumhuriyetle hesaplaşmaya devam ederseniz sonunuz kötü olur" dersem bir sıkıntı yoktur. Görüşme değil, ne görüşüldüğü önemlidir. Öcalan'la görüşme meselesinin tamamı ortadadır. O fotoğrafları bizzat Perinçek'in başyazarı olduğu 2000'e Doğru dergimiz yayınlamıştır. Oradaki görüşme ve röportaj sansürsüzce bu dergide yayınlanmış, ardından bizzat Doğu Perinçek tarafından kitap olarak basılmıştır. Abdullah Öcalan'da yakalandıktan sonra mahkemede görüşmenin içeriğini açıklamıştır. Görüşmede Perinçek, Öcalan'a özetle şunları söylemiştir. "ABD denetimine girmeyin, silahlı yöntemi bırakın, birlikten yana tutum alın" Hal böyleyken, görüşmenin içeriği bu kadar açıkken, üstelik Doğu Perinçek o dönem siyasi yasaklı olan bir gazete başyazarı olarak görüşmeyi yapmışken, bu fotoğrafların rekor bir şekilde yayınlanmasının anlamı nedir? Elbette İşçi PArtisi'ne ve Perinçek'e karşı psikolojik savaş. Devlet de, AKP de, CHP de bu siyasi hareketle görüşmektedir. Hatta onları vekil bile yapmaktadır. Fakat bir fark vardır: Biz birlik için görüştük ve uyardık, onlar Olo'da ve İmralı'da böşünmenin ve özerkliğin protokollerini yaptılar. Biz 80 öncesi PKK'nın - o zamanki ismiyle "Apocular" - en büyük hedeflerinden biriydik. Bölgedeki çok sayıda il ve ilçe başkanımız bu çete tarafından katledildi. Fakat bizler, her şeye rağmen, birlik adına onlarla görüştük. Büyük ve olgun siyaset bunu gerektirir. Başarısız olduk, PKK tamamıyla ABD denetimine girdi. İşçi Partisi ulusalcılığı keşfetmiş falan değildir. 1969'dan beri tüm yayınlarımızda Kemalist devrimi anlamaya, tahlil etmeye ve topluma anlatmaya çalıştık. "Tam bağımsız Türkiye" yürüyüşleri, Samsun Ankara Bağımsızlık yürüyüşleri Partimizin eylemleridir. Türk Bayrağı kurulduğumuz 1969'dan bu yana bizim her eylemimizin olmazsa olmazıdır. Bu da büyük bir psikolojik savaş yalanıdır. Partimizin 1978-1980 arasındaki çeşitli etkinliklerinden fotoğraflar. Umarım bu iddianıza bir cevap olur http://www.ip.org.tr/lib/pages/galeri.asp?i=1&idgaleri=5

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

İnanıp inanmamak sizin elinizde. Perinçek-Öcalan görüşmesinin içeriğini yukarıda izah ettim. Konu bu kadar açıkken takdir sizin.

1 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Yazarı tarafından silindi.

2 yıl önce mertol ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Yazarı tarafından silindi.

2 yıl önce mertol ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Türkiye'nin en eski partilerinden biri olarak, İşçi Partisine yönelik bir özeleştiri yapabilir misiniz? Partiniz nasıl süreçlerden geçti?

4 yıl önce macada ekledi. 1 yorum. | Cevapla | Şikayet | #6125 0.03


Eleştiri ve özeleştiri biz Aydınlıkçıların vazgeçemeyeceği bir kültürdür. Fikirlerin çarpışması, hataların ortaya konulması, doğruyu bulmanın biricik yoludur. Bu açıdan büyük bir özgüvenle eleştirileri dinleriz ve bunlardan faydalanırız. Eleştiri gelmezse rahatsız oluruz. Çünkü çalışan ve üreten bir örgüt hata yapar. Eleştiri yoksa hata da yoktur, hata yoksa iş de yoktur, hayat da yoktur. Genel Başkanımız Doğu Perinçek Silivri'deki Ergenekon Mahkemesi'nde yaptığı savunmada tarihi bir özeleştiride bulunmuştur: "YAzıklar olsun bize, bu hükümeti yıkamamışız" Evet, biz ülkenin bu duruma gelmesinden sorumluyuz. Daha çok çalışarak, üreterek, örgütlenerek ve mücadele ederek sistemi durduramamışız. Özeleştirimiz budur. Ancak bunun yanı sıra daha özel bir konuda eleştirileriniz varsa ve doğruysa elbette yazmanızı isteriz ve hatalıysak da kabul ederiz. Partimiz hem 1971 muhtırasında, 1980 darbesinde saldırıya uğradı. Kapatıldı, yayın organları susturuldu. Ancak buna rağmen hızla toparlandı ve örgütlendi. Şu an hala 7 MKK üyemiz Silivri'de tutsakdır. Buna rağmen Türkiye'de en etkili mücadeleyi yürütüyoruz.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

işçi partisi olarak gerçekten işçi haklarını savunabildiğinizi düşünüyor musunuz?

4 yıl önce sorguodası ekledi. 7 yorum. | Cevapla | Şikayet | #2464 0.02


Partimiz Türkiye siyasi hayatına çıktığı 1969 yılından beri İşçi Sınıfı'nın çıkarları ve iktidarı için mücadele ediyor. Bu süre içerisinde hak talepleri içeren onlarca greve önderlik etmiştir. Bugün de işçi sınıfı partimizde ağırlıklı olarak temsil edilmekte ve başta kıdem tazminatının kaldırılma girişimleri olmak üzere, sendikasızlaştırılmaya, taşeron sistemine, özelleştirmelere, sözleşmeli çalışmaya karşı işçi sınıfı mücadelelerini desteklemektedir. TEKEL direnişi başta olmak üzere bütün özelleştirme karşıtı mücadelelerde Parti'miz en ön safta yer almıştır.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

peki işçi partisi bünyesinde gerçek anlamıyla işçi kaç üye var?bu sayı yeterli mi sizce?

4 yıl önce sorguodası ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Elbette yeterli değil. Ancak mevcut üye sayımızın yarısından fazlası emekçi sınıflara mensup. Özellikleİstanbul, Bursa, Kocaeli, Adana, Mersin, Gaziantep gibi büyük sanayi kentlerinde örgütlenmeye çalışıyoruz. Temel hedefimiz emekçi hareketi ile cumhuriyet hareketini birleştirmek.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

peki sendikalı işçi sayısı yeterli midir,sendikalar üzerindeki baskıyı düşünrsek? örneğin 1 mayısta taksimde müthiş bir kalabalık vardı..bende oradaydım.bu kalabalığın büyük bir coğunluğu he rhangi bir sendika ya da parti üyesi değil.bu işçi hareketinde bir sorun değil mi?

4 yıl önce sorguodası ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Elbette büyük bir sorun. 1980 Amerikancı darbesinin ardından ülkemizde sendikalı işçi sayısı %50 civarında azaldı. Dahası, sendikalar siyaset yapmamaya başladı. Birçoğunun önderliği şaibeli ve bu yüzdün iktidara karşı mücadele edemiyorlar. Bununla birlikte Türk-İş içinde ortaya çıkan Sendikal Güçbirliği hareketi bir umut olarak görülebilir. Biz de onlara destek olmaya çalışıyoruz. İşçi hareketi Parti'sini bulmak zorunda. Biz tüm olanaklarımızla (gazete, tv) onların sesi olmaya çalışıyoruz. Sınıf politikleşmedikçe ayak altında kalıyor.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

peki işçi hareketi partisini nasıl bulacak?o bilinç nasıl yaratılacak işçi sınıfında?işçi bir ailenin çocugu olarak,işçi sınıfında bu sendika,parti bilinci yok maalesef.bunu nasıl aşmayı düşünüyorsunuz?

4 yıl önce sorguodası ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Anlatacağız ve ısrarla anlatacağız. Ulusal Kanal ve Aydınlık Gazetesi durmaksızın İşçi Sınıfı'nın durumu ve mücadelesi ile ilgili yayın yapıyor. Birçok fabrikada işçi önderi durumundaki arkadaşlarımız hak arama mücadelelerine önderlik ediyor. Örneğin en son Bursa Renault eyleminde arkadaşımız işten çıkarıldı. Biz anlatmak ve örgütlemek adına çalışıyoruz, elbette eksiklerimiz var. Bununla birlikte nesnellik bu süreçte biraz daha belirleyici. İşçi Sınıfı bir çok hak kaybına uğrasa da mevcut koşulları henüz harekete geçmeleri için tetiklemiyor onları. Fakat alınan kredilerin ödenemediği, işten çıkarmaların yoğunlaştığı bir döneme giriyoruz. Bizzat Maliye Bakanı Şimşek 2013'ün zor bir yıl olacağını ifade etti. Daha fazla iş yerinde çalışma yürüteceğiz ve etkili yayın organlarımızı daha fazla seferber edeceğiz.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Bugün devrimci örgütlerin hemen hepsi tarafından karşı-devrimci ilan edilen işçi partisi, polisle işbirlikçi ve muhbir sıfatlarıyla anılmaktadır. Hatta devrimci kanı da dökmüştür tarihinde. Devrimci gençlik örgütlerinin faal olduğu üniversitelerde işçi partililere etkinlik yaptırılmamakta, bu sebeple sık sık olaylar da yaşanmaktadır. Sol içinde bu kadar bölünmüşlüğün olduğu gözönünde bulundurulursa, hemen bütün örgütlerin işçi partisini karşı-devrimci ilan etmesinde haklılık payı yok mudur?

4 yıl önce ilker402 ekledi. 10 yorum. | Cevapla | Şikayet | #3353 0.02


Nasıl bir polisle işbirliğidir ki bu Parti'nin Genel Başkanı Doğu Perinçek ömrünün 20 yıla yakınını cezaevinde geçirmiştir? Ve halen de cezaevindedir.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

İşçi Partisi'nin polisle işbirliği yaptığı iddiası herhangi bir temele dayanmamaktadır. Mantıktan yoksundur. Basit bir akıl yürütmeyle bile İşçi Partisi'nin şu an Ergenekon saldırısının baş hedefi olduğunu dolayısıyla sistemin tam ters noktasında bir siyasi parti olduğunu kavrayabilirsiniz. İşçi Partisi, Aydınlık Gazetesi ve Ulusal Kanal defalarca polis baskınına uğramış ve genel merkez yöneticilerinin neredeyse tümü polis marifetiyle Ergenekon tertibiyle tutuklanmıştır. Sadece benim "toplantı ve gösteri yürüyüşlerine muhalefet" ve "polise mukavemet"ten açılmış 8 tane davam vardır. Bunlar, ABD askerinin kafasına çuval geçirmek, Hatay'da terörist kamplarının kapatılması için miting düzenlemek, 29 Ekim 2012 Ankara Ulus eylemine katılmak gibi suçlardır. F-tipi polis bizleri hedef almaktadır. "Devrimci kanı dökmek" ağır bir iddiadır ve her zaman bu temelsiz savı öne sürenler kanıttan yoksun olmuşlardır. Sizin de bir kanıta ya da tanığa sahip olmadığınızdan adım kadar eminim. Doğrudur, "devrimci" değil ama "sahte sol" kimi küçük örgütlenmeler bizim düzenlediğimiz etkinliklere çeşitli üniversitelerde şiddet yoluyla engel olma çabası içerisindedir. Hatta bir keresinde Ankara Üniversitesi SBF'ye Küba ve Venezuela büyükelçilerini çağırıp konferans verdirmiştik. Bu "devrimciler" etkinliği basarak büyükelçilere doğru şişe bile fırlatmıştı. Hatta bu sadece üç beş okulda örgütlü provokatif grupçukların varlık sebebi İşçi Partisi ile uğraşmaktır. İşçi Partisi farklı bir ligdedir. Büyük ve etkili siyaset yapmaktadır. Ona saldırılması da bu yüzden olağandır.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

İşbirliği iddiaları tabi ki temellendirilecektir. Perinçek'in kaleme aldığı ve Aydınlık gazetesinde yayınlanan Bilinmeyen Sol yazı dizisinden eminim haberdarsınızdır. Bir çok devrimci kadronun ve önderin isim ve ev-işyeri adresleri (fotoğraf ve krokilere kadar) bu yazı dizisinde ifşa edilmiş, devletin eline büyük bir koz verilmiştir. Hatta MGK Genel Sekreterliği "Anarşi Raporu"nda kaynak olarak Aydınlık gazetesini kaynak gösterecek konuma gelmiştir. Aydınlık ve Perinçek'in bu pervasız tavırları yüzünden devrimci örgütler bir çok operasyon yemiş, kadrolarını faşizme tutsak vermiştir. Evet, bu noktada İşçi Partisi'nin büyük ve etkili siyaset yaptığı ortadadır, bu derece pervasızlaşacak başka bir "sol görünümlü" parti olamayacağı aşikardır.

4 yıl önce ilker402 ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

İşçi Partisi'ne yönelik psikolojik savaşın beylik söylemlerinden biri. Bu iftirayı atanlar nedense kaynak gösteremezler. Ama laf, söylendiğiyle kalır. Günlük Aydınlık Gazetesi 1980 öncesi "Bilinmeyen Sol" isimli bir yazı dizisi yapmıştır. Ancak hedef alınan devrimci örgütler değil, sol maskesi takmış ve halka şiddet uygulayan kontrgerilla örgütlenmeleridir. Yazı dizisi İstanbul'da 6 tane inşaat işçisinin hem de inşaatta "ülkücü görüşleri olduğu" gerekçesiyle öldürülmesi üzerine yazılır. Halka yönelik şiddeti tırmandırarak "solculuk" yapanlar 1980 darbesinin de zeminini hazırladılar. Asıl bu yapılar emniyet ve MİT'in kontrolünde yapılardı. Görevleri, kitleleri devrimci fikirlerden uzaklaştırmaktı. O dönem Aydınlık Gazetesi'nin temel yayın çizgisi Türkiye'deki kontrgerilla faaliyetini deşifre etmekti. Nitekim isim isim ifşa edilen birileri varsa onlar da emniyetteki faşist yapılanmalardı. Tüm işkenceciler Aydınlık'ın o dönemki yayınıyla bir bir ortaya çıktı. yine faşist komanda kamplar, bir çok itirafçının ağzından ifşa edildi ve barınamaz hale geldi. Aydınlık, ABD'nin 5. kolu gibi çalışan sol maskeli ve sağ tüm ajan yapılanmalarına karşı mücadele etmiştir. Gerisi, yalandan ve hikayeden başka bir şey değildir. Aydınlık Gazetesi'nin 1977-1980 arasındaki tüm yayınlarını İP Genel Merkezi'ne ya da İstanbul İl Merkezi'ne ya da Milli Kütüphane'ye uğrayıp inceleyebilirsiniz. Arşiv açıktır.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Söylediklerinizde doğrular ile yanlışlar birbirine karışıyor. 80 öncesi Aydınlık "ABD'nin 5. kolu gibi" çalışan kimseyle kavga etmemiştir. Çünkü o gün değerlendirmelerine göre esas düşman SSCB idi :) Hatta 12 Eylül'de Perinçek savunmasını okursanız NATO'nun kendisi gibi genişlemesini de savunduklarını görürsünüz. (Soru: Acaba o gün TC'yi yönetenler Aydınlık'ı dinleseydi ve NATO genişleseydi, güçlenseydi ne olurdu? Öyleye proleter devrimciler boşa laf etmezler, söyledikleri yapacaklarıdır ya gerçekten Aydınlık'ın çizgisi başarılı olup NATO daha o tarihlerde gelişip güçlenseydi dünya nasıl bir tarih yaşardı?) Yeri gelmişken merak ettiğim bir soruyu da sormuş olayım. Kaynak Yayınları TİİKP Savunma'yı sürekli olarak yeniden basarken 12 Eylül mahkemelerindeki TİKP Savunması isimli çalışmayı neden hiç basmıyor. Kimi bölümlerini okuduğum bu kitabın tamamına ulaşmam mümkün mü?

4 yıl önce Huseyin ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Kaynak Yayınları TİİKP Savunma'yı şu güne kadar Türkiye tarihi üzerine yapılmış olan en derin bilimsel sosyalist analiz olduğu için hala basıyor. Oysa TİKP Savunma'nın böyle bir niteliği yok. Bu nedenle artık basılmıyor olsa gerek. Güncel baskısı olmasa dahi, parti tarafından geçmişte zaten basılmış olan kitabın o dönemki baskılarına kütüphanelerden ulaşabilirsiniz. Ayrıca o zaman esas düşman SSCB değil, SSCB ve ABD olarak tanımlanmaktaydı. NATO ise, bu iki emperyalist güç arasında dengeleyici bir unsur olarak nitelendirilmiş, ve Türkiye toprakları üzerinde bu iki emperyalistin çekişmesine karşı bir güvence olarak değerlendirilmişti. Zaten savunmada da açıkça "değişen dünya koşulları nedeniyle" diyerek sscb'nin emperyalistleşmesine ve tüm dünyada yaşanan ABD-SSCB emperyalist kavgasına vurgu yapılmış, bu durum üzerinden bir NATO değerlendirmesi yapılmıştır.

4 yıl önce eluch ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Aydınlık 80 öncesinde şu tahlili yaptılar. Sovyetler birliği bir sosyalist ülke olmaktan çıkarak emperyalist-bürokratik bir karaktere bürünmüştür. Sosyal emperyalist bir karakterdedir ve geri dönüş süreci- karşı devrim başarılı olmuştur. Bu doğru bir tespitti. Nitekim daha sonra gerçekleşen SSCB'nin Afganistan işgali ve Gorbaçovla birlikte başlayan çözülme bunu kanıtlamıştır. Aydınlık hareketi Sovyetler Birliği'ni bir emperyalist tehdit olarak tarif etmekle birlikte ABD ya da NATO'ya bir olumluluk asla atfetmemiştir. O dönem 3. dünyacı bir çizgi benimsemiştir.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Öncelikle ilgi gösterip cevap verdiğiniz için teşekkür ederim. Dediğim gibi TİKP Savunma kitabı elimde yok, tamamını hiç görmediğimi de itiraf edeyim ancak elimdeki notlardan kaynak vererek aktarıyorum siz kontrol edip yanıtlarsanız sevinirim. Kitabın adı: TİKP İddianame ve Sorgu s.130'da 7. madde... Başlık: NATO'yu Sovyet tehdidine karşı önemli bir etken olarak değerlendirdik. AYNEN AKTARIYORUM TİKP, yurdumuzun savunulması konusunda o kadar ciddi ve sorumlu bir tutum almıştır ki, NATO'nun geçmiş dönemdeki niteliğinden doğan yargıların dahi üstünde düşünerem, Sovyetler Birliği'ne teslimiyet yönünde bir NATO'dan ayrılışa karşı çıkmış, NATO'nun Moskova tehdidi karşısında yarattığı ağırlğı tespit etmiş, Sovyetler Birliği'nin yayılmasını gemleyen bu güce önem vermiştir. Butun bunları gözlerden çalışmaya saklamak hatta tersyüz etmek hukuki bir tutum değildir. TİKP Başkanlık Kurul'nun NATO Bakanlar Konseyi toplantısı ile ilgili 25 Haziran 1980 günlü bildirisi, yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır: "NATO, değişen dünya durumu nedeniyle Sovyet tehdidine karşı bir savunma örgütü niteliği kazanmıştır. (...) "TİKP NATO'dan Sovyetler Birliği'ne teslimiyet yönünde ayrılışa karşıdır. Bugün Türkiye'nin NATO'dan ayrılması için kampanya yürütenler, ülkemizin bağımsızlığına hizmet etmiyorlar. (...) Türkiye topraklarındaki bütün askeri üsler ve silahlar kendi Genelkurmayımızın emrinde olmalıdır. Bugün Türkiye'nin en can alıcı sorunu, milli savunmayı güçlendirmek ve saldırgana direnmeye hazır olmaktır." (Türkiye Gerçeği sayı 18, Ağustos 1980, s.2) BURADA BİTİYOR 8. MADDEYE GEÇİYOR. Öncelikle buradaki son iki paragrafa katılıyorum, ancak ondan öncekilerin tamamı dün ve bugün emperyalistlerin ve ülkemizdeki işbirlikçilerinin (ör: Menderes, Demirel, Özal ve RTE) NATO'yu savunmak için söylediği şeylere benzemiyor mu? Zaten NATO bundan daha başka biçimde bir olumluluk atfetmek mümkün mü? Burada kabul edebileceğim tek şey bu satırarın TİKP imzası taşımaması olabilir bunu küçük bir olasılık olarak mümkün görüyorum, çarpıtma veya tahrifat olabilir, zaten bunun için size soruyorum. Ancak eğer doğruysa burada sizin söylediğinizin tersine çok açık NATO'ya bir olumluluk atfedilmiştir. Türkiye'nin bugün çeşitli tertiplerle çökertilmesinde belirleyici olan NATO bu ülkedeki egemenliğini biraz da bu ve benzeri yaklaşımlara borçludur. Tekrar ilginiz için teşekkür ederim. (Bu arada derdim ucuz polemik filan değil gerçeklerin devrimciliğinden korkmayalım yeter diyorum.) Saygılar

4 yıl önce Huseyin ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

aslında TİKP savunmada ABD-SSCB emperyalist kamplaşmasında NATO'nun dengeleyici olduğuna vurgu yapılıyor. Lakin bu soyut bir natoculuk değil. Moskova yönetiminin emperyalist saldırganlığını dizginleyici bir güç olarak tanımlanarak, o dönemde Türkiye'nin NATO'dan ayrılması halinde Türkiye topraklarının bir abd-sscb emperyalist hesaplaşmasına sahne olacağını vurguluyor parti. zaten bu siyasetin dönemsel bir siyaset olduğu, o günkü dünya dengelerinde bunun savunulduğunu da "değişen dünya koşullarında" diye özellikle belirterek ortaya koyuyor.

4 yıl önce eluch ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Eluch'un açıklaması yerinde. Bununla birlikte bir özeleştiri de söz konusu. ABD ve revizyonist SSCB'nin ikisi de düşmandı. Fakat SSCB'nin baş tehlike olarak ilan edilmesi konusunda Parti daha sonra resmi olarak kamuoyuna özeleştiri verdi.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Sizce Cumhuriyet sonrası Türkiye'sini şekillendiren en önemli olaylar nelerdir? Bu olsaydı/olmasaydı Türkiye şu an çok farklı bir yerde olurdu dediğiniz bir olay var mı mesela?

4 yıl önce macada ekledi. 1 yorum. | Cevapla | Şikayet | #6128 0.02


Elbette çok sayıda önemli olay var ancak çok net kırılma noktaları var. İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna doğru kendimizi ABD'ye yaklaştırmamız ve Marshall yardımını almamız. İnönü hükümetinin Parti içindeki muhafazakarlardan korkarak Köy Enstitüleri'nin işlevini kaldırması ve nihayet Menderes iktidarının tamamen ortadan kaldırması. Kore'ye asker gönderme ve NATO'ya giriş - ki bence en kritik hata bu olmuştur. NATO'ya girerek ABD emperyalizmine hem dış siyasetimizi teslim ettik hem de içimizde örgütlenmesine izin verdik. Sağ iktidarların sürekli İmam-Hatip lisesi açması. 1971 muhtırası ve Ordu'dan devrimci-aydın subayların tasfiyesi. 1960 Anayasası'nın özgürlükçü hükümlerinin kaldırılması. 24 Ocak 1980 kemer sıkma kararları ve peşinden 12 Eylül 1980 darbesi. Ordu'da yeniden büyük tasfiye, Cumhuriyet'in devrimci ideolojisinin yerine "Türk İslam Sentezi" denilen Amerikancı tezin ikamesi, Özellikle sol örgütlere, sendikalara ve kitle örgütlerine uygulanan devlet terörü, tüm bunların neticesinde başlayan neo-liberal dönem. Özal'la birlikte başlayan ve Mesut Yılmaz, Çiller, Ecevit ve Tayyip Erdoğan'la devam eden özelleştirme harekatı. Amerikancı Fethullah Gülen hareketinin devlet eliyle büyütülmesi - Demirel'den Ecevit'e hepsinin büyük günahı var!- 90'lar ve 2000'ler boyunca devam eden aydın katliamları. 6-7 Eylül olaylarından, K.Maraş ve Çorum olaylarına, 1 Mayıs 1977 tertibinden Eşref Bitlis cinayetine ve Sivas katliamına kadar sayısız kontrgerilla-süpernato operasyonu. Kemal Derviş'in getirilmesi, Bahçeli'nin açıklaması ve Ecevit'in hastalığıyla başlatılan 2002 darbe süreci. (AKP-ABD darbesi) Irak'ın ABD tarafından işgali ve Kuzey Irak'taki kukla devletin koruma altına alınması. 2007 Cumhuriyet Mitinglerinin düzen içine hapsedilmesi ve AKP'nin Ergenekon saldırısı. 2010 referandumu yargıya son darbe, Balyoz operasyonu ve peşinden 2011 YAŞ süreci ile birlikte ordu komuta kademesinin tesilm alınması. MHP ve CHP'nin seks kasetleriyle hizaya getirilmesi ve AKP'nin yardımcıları görevini üstlenmeleri.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Merhaba, birkaç sorum olacak. 1) Ulusalcılık, milliyetçilik mi demektir partinizce ve aynı zamanda sosyalist olduğunuz da göz önünde bulundurulursa, milliyetçiliği savunmayı onurunuza nasıl yedirebiliyorsunuz? 2) "Mustafa Kemal'in askerleriyiz!" sloganını sık sık kullanıyorsunuz. Sizce bu askeri vesayete bir özendirme değil midir? 3) Cumhuriyet Dönemi'nin en önemli kazanımlar ve yaptığı başlıca hatalar olarak nereleri görüyorsunuz? Şimdiden teşekkürler.

4 yıl önce melisandra ekledi. 1 yorum. | Cevapla | Şikayet | #9481 0.02


Sorularınız için teşekkürler. 1) İki tür milliyetçilik vardır. Birincisi ezen ülke milliyetçiliğidir. Örneğin ABD milliyetçiliği, Fransız, İngiliz milliyetçiliği vb. Bu milliyetçilik türü yaşadığımız çağ itibariyle şoven ve emperyalist bir karakter taşır. İkinci tür milliyetçilik ise Lenin'in tabiriyle ezilen ülke milliyetçiliği ya da "devrimci milliyetçilik"tir. Biz Atatürk milliyetçiliğini bu türden bir milliyetçilik olarak adlandırıyoruz. Aslında tüm dünya sosyalistleri de Kemalist Devrim'in milliyetçiliğini "devrimci ve anti-emperyalist" olarak tanımlar ve destekler, sahiplenir. Bu türden bir milliyetçiliği benimsememe orijinalliği nedense Türkiye sosyalistlerinin(!) buluşudur. Osmanlının son döneminde ortaya çıkmış ilk Türk milliyetçilerinin felsefi olarak materyalist-sosyalist kaynaklardan beslendiklerini biliyoruz. Namık Kemal'in Parsi Komünü'ne katılmış olması oldukça dikkat çekicidir. Ben milliyetçi değilim. Bir sosyalistim. Bir sosyalist, emperyalizm çağında anti-emperyalist bir milliyetçiliğin müttefikleri arasında olabileceğini bilir. Burada 1950'lerden sonra ortaya çıkan NATO'cu, ABD'ci, Türk-İslam'cı şoven milliyetçiliği kastetmediğimi umarım anlatabilmişimdir. Buna milliyetçilik de, millicilik de, ulusalcılık da, vatanseverlik de diyebilirsiniz. 2) "Askeri vesayet" karşıtlığı üzerinden solculuk yapmak Avrupa solunun bizdeki garabet bir izdüşümüdür. Ordusuz devrim olmaz. Sorun ordu mu size kumanda ediyor, siz mi orduya kumanda ediyorsunuz sorunudur. Birinci seçenek sizi darbeci, cuntacı yapar. İkincisi ise devrimci yapar. Biz ikincisinin peşindeyiz. Fakat "sivil toplumculuk" virüsü her ikisini de aynı kefeye koyar ve soyut bir "militarizm karşıtlığı" üzerinden devrimi imkansızlaştırır. 3) Saltanat ve hilafetin ilgası ile Cumhuriyet'in bir rejim olarak benimsenmesi en önemli kazanımdır. Bunu yanı sıra, eğitimin birliği, kadının sosyal ve siyasal haklarının tanınması, sanayi devrimi diğer önemli kazanımlar olarak görünüyor. Yaptığı en önemli hata, zamanla tutuculaşması ve feodalizmin tasfiyesinin başlıca ayaklarından biri olan toprak devriminin ertelenmesidir. CHP zamanla kasaba eşrafının ve toprak zenginlerinin egemenliğine girmiştir. Adnan Menderes ve ekibi gibi ağa takımı gökten zembille inmedi, CHP içinde büyüdü ve gelişti.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Yıllar önce önce milletim diyen Ülkücü bir akımla solculuk adı çerçevesinde çatışırken şu an Türkçülüğün en büyük savunucularından biri olmanız, aynı çizgiye gelmeniz sizce abes değil mi...?

4 yıl önce Öndersiniz ekledi. 1 yorum. | Cevapla | Şikayet | #3390 0.02


Açıkçası bu bizim sorunumuz değil. Biz 45 yıl önce de anti-emperyalist ve bağımsızlıkçıydık. Milliyetçi çevrelerin bir kesimi yeni yeni ABD'nin yıkıcı rolünü kavramakta ve bizim tarafa doğru geçmektedir. Yani biz o tarafa gitmiyoruz, o taraf bize geliyor. Bizler Türkçü değiliz. Türkçülük 19. yy sonu ve 20.yy başında bir grup Osmanlı aydınının imparatarluğun kurtuluşu için bulduğu işlevsiz bir fikir akımıydı. Daha sonraki "Türkçüler" ise aslında "Türk-İslamcı"ydı ve emperyalizmin denetimindeydi. Biz hiç bir zaman Türkçü olmadık. Olmamız da zaten kategorik olarak imkansız. Tam Bağımsız Türkiye talebi ve emperyalizmin bölünme siyasetine karşı birlik ve kardeşlik siyaseti yürütmekse Türkçülük yanılıyorsunuz. Türkçülük çok daha dar ve sığ bir yaklaşım. Biz Kemalizmin ilerici programını savunuyoruz.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Ulusal Parti'ye bakış açınız nedir?

4 yıl önce liberpater ekledi. 1 yorum. | Cevapla | Şikayet | #18448 0.02


Ulusal Parti isimli örgüt bir CIA-MİT tezgahıdır. Adı geçen Parti'nin başında bulunan Gökçe Fırat Çulhaoğlu isimli kişi, 2000 yılında İşçi Partisi tarafından üyelikten çıkartılmıştır. Bu kişi uzun süre izlenmiş, gözlenmiş, çeşitli ilişkileri tespit edilmiş ve MİT ajanı olarak İşçi Partisi'ne sızdırıldığı belgelenerek derhal uzaklaştırılmıştır. İşçi Partisi içinde ayrılıkçı görüşleri savunmasına rağmen Parti'den uzaklaştırılınca bir anda Türk Solu isimli bir provokasyon dergisi çıkartarak eski görüşlerinin tam tersine Kürt düşmanlığına ve ırkçılığa başlamıştır. Tüm Kürtleri ülkeden temizleyeceklerini ve lahmacun gibi yemekleri yemenin Kürtlere yarayacağını söyleyecek kadar akıllarını da yitirmişlerdir. Ancak en önemlisi 2003 yılı Ekim ayında Ankara'da gerçekleşen ve Türkiye'deki tüm üniversitelerin istisnasız akademisyenleri ve öğrencileriyle katıldığı, benim de Gazi Üniversitesi öğrencisi olarak katıldığım, yüz binlerce kişilik AKP'nin YÖK taslağına karşı Anıtkabir yürüyüşünde "Ordu Göreve" pankartı açarak yaptıkları provokasyondur. Türk Solu olarak bilinen grup bu pankartı açsa da pankartla hiç bir ilgisi olmayan Fatih Hilmioğlu, Mehmet Haberal, Ferit Bernay, Kemal Alemdaroğlu, Mustafa Yurtkuran gibi değerli bilim insanları Ergenekon sürecinde bu suçlama ile yıllarca hapis yattı. Ergenekon sürecinde kışkırtıcı rolleri belli olan bu gruba kimse ilişmedi. Bu süreç adı geçen ve şimdilerden partileşen bu grubun devlet tarafından Atatürkçü saflara gönderilen bozguncular olduğunu kanıtladı. Neyse ki onları ciddiye alan pek kimse yok.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

sosyalizmi ve neden gerekli olduğunu hiç bilmeyen birisi için özetlemeniz mümkün mü? bunun dünyada başarılı bir örneği var mıdır sizce?

4 yıl önce pofudus ekledi. 6 yorum. | Cevapla | Şikayet | #8300 0.02


Sorunuz için teşekkür ederim, daha öncede benzer sorular geldi. Tekrar olma pahasına orada verdiğimiz cevapları burada yinelemek istiyorum. Şüphesiz sosyalizm, dört başı mamur bir biçimde uygulanma fırsatını dünya üzerinde bir coğrafyada bulabilmiş değil. Her deneme, ya büyük dünya savaşlarıyla, ya batı destekli darbelerle boğulmaya çalışılmıştır. Bu yüzden bizlerin sosyalist bir toplumla ilgili öngörüleri de adı üzerinde öngörülerdir. Ütopya niteliği vardır, ancak ütopyalar ve o ütopyalar için mücadele olmadan dünya nasıl daha güzel bir yer olabilir ki? Sosyalizm, Marx'ın zihninde, açıkçası benim de zihnimde insanı gerçek anlamda insan olmaya yaklaştıran en ileri sistemdir. Üretimin kolektifleştirilmesi, üretim araçlarının tüm kamunun ortak malı olması gibi etkenler, hem çalışma saatlerinin düşmesine sebep olur hem de 'malımı koruyayım' türünden insanları statükoya teslim eden anlayışları yıkar. Bugün çalışmak ve uyumak dışında bir fonksiyona sahip olmayan geniş kitleler açısında kendisini geliştirebileceği boş zamanlar gündeme gelir. Yarım yamalak sosyalist pratikler yaşayan ülkelerde bile kültür, sanat ve sporda yaşanan ilerlemeler bunun sonucudur. İnsanlar mevcut üretim ve mülkiyet ilişkilerinden kurtulduğu ölçüde özgürleşir ve kendini gerçekleştirebilir. Sosyalizm, her ne kadar tek tipçi ve 'gri' bir düzen gibi sunulsa da gerçek bunun tam tersidir. Fikirlerin çarpıştığı, gülün gülle tartıldığı bir dünya. Sosyalizm sanıldığının aksine tembellikte, kopuklukta bir eşitlik değildir. Emek, yalnızca üretimin değil, bölüşümün de temel ilkesidir. Bu ülkenin 58 kentini ve yüzlerce ilçesini dolaşmış birisi olarak şunu söyleyebilirim. Bırakın üniversiteye gitmeyi, üniversite sınavına hazırlanma olanaklarından yoksun yüzbinlerce insan var! Bu onların tercihi ya da tembelliklerinin bir sonucu değil. Onlar 'vasıfsız' oluşlarından ötürü günde 15 saat ve güvencesiz biçimde çalışmak zorunda kalıyor. Ülkemizdeki kocaman yoksulluğu 'tembellikle' açıklamak doğrusunu söylemek gerekirse bencilce bir yaklaşım. Kaldı ki üniversitede okurken çalışan, başarılı olan buna rağmen iş bulamayan yüz binlerce eğitim fakültesi ve İİBF mezunu var bu ülkede. Çalışmaya hazırlar ancak çalışmalarının tek koşulu 600 TL'ye dershanede kölelik yapmak. Sosyalizm sizin kişisel zenginliklerinize bir tehdit değildir. Tersine tüm toplumla birlikte sizin için de müreffeh ve kaliteli, kültür ve sanatla ve üretimle yaşamanın olmazsa olmaz biçimidir.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

peki ''sosyalizmin kişisel zenginliklere tehdit olmadığını'' düşünürsek bu sistem içerisinde bir insanın zenginleşmesi mümkün müdür ki?

4 yıl önce pofudus ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Bu sistem içerisinde bir insanın değil tüm insanların zenginleşmesi mümkündür.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

sorularıma vakit ayırıp cevapladığınız için teşekkür ederim.

4 yıl önce pofudus ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

sorularıma vakit ayırıp cevapladığınız için teşekkür ederim.

4 yıl önce pofudus ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Asıl fikirlerimi açıklama fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Görüşlerinizi çok net ve anlaşılır bir şekilde ifade ediyorsunuz. Bunu çoğu partinin yapamayacağını düşünüyorum. Soruma gelince, partinizin anadilde eğitim hakkındaki görüşleri nedir? Teşekkür ederim.

4 yıl önce birisi ekledi. 1 yorum. | Cevapla | Şikayet | #3819 0.02


Güzel düşüncelerinizden ötürü teşekkür ederim. İnsanların anadilini öğrenmesinin, anadilinde konuşmasının, anadilini icrasının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Fakat derslerin Türkçe dışında başka bir dilde yapılmasını kabul etmiyoruz. Tartışılabilecek bir konu olmakla birlikte, bugün anadilde eğitim birleştirici değil bölücü bir işleve sahip olacaktır. Ayrı bir hukuk dilinin, bilim dilinin oluşması, fillen başlamış olan bölünme sürecini daha da derinleştirecektir. Birbirini anlamayan iki halk, emperyalizm çağında bölünme sürecinin ilk aşamasıdır. Türkçe şu anda tüm ulusun çok çok büyük oranda anlaşabildiği dildir. Gelişkin ve birikmiş bir dildir. İnanın aynı konumda Kürtçe olsa onu savunurduk.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

amerika avrupa ve dünya genelinde sol türkiye nazaran daha ılımlı insancıl insana göre hareket eden devlete göre değil ideolojilere göre değil insanı düşünen bir siyaset güder sol ama türkiye de sol ulusalcı aşırı sağcı ideoloji yönü ağır basan bir biçimdesiyaset yapmaktadır neden daha ılımlı değil ayrıca anadolu insanının düşünce tarzı sol düşünceye yakın olmasına rağmen sol neden bir birliktelik oluşturup gerçek sol siyaseti gütmüyor

4 yıl önce sakaltutan ekledi. 1 yorum. | Cevapla | Şikayet | #10630 0.02


İnsanı düşünüyoruz elbette. Ancak ılımlılıktan neyi kastettiğinizi anlayamadım. Bu ülkede insanların yarısından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyorsa kime, neye ılımlı olacağız. Kadınların özgür olmadığı bir ülkede "kadın-erkek eşit değildir" diyen Tayyip Erdoğan'dan ricacı mı olacağız. Gazeteciler, siyasetçiler, aydınlar delil dahi olmadan 5 yıl tutuklu kalacak ancak biz oturup bekleyeceğiz öyle mi? Kendisini dünyanın en büyük emperyalisti ABD'nin hizmetine vermiş bir iktidara karşı "ılımlı muhalefet" yapmayı reddediyoruz. Burası İsveç ya da İzlanda değil. Egemen güçlerin saldırısı alabildiğine faşizan. O halde insanlığı savunmak, onurlu olmak, bu eşitsizlik ve savaş düzeninin sahiplerine cepheden tavır almak ve mücadele etmektir. Örgütlerin kendilerini "sol" olarak nitelendirmesi nesnel olarak sol oldukları anlamına gelmez. Biz Kemalist Devrim programını savunuyoruz, öteki Mustafa Kemal'e hakaretler yağdırıyor. Biz Ergenekon tertibinin çökmesi için çabalıyoruz, ötekisi ise AKP'yi alkışlıyor, "yetmez ama evet" diyor. Neden birleşelim ki? Onlar solcu değil olsa olsa AKP'nin sol değneği olur. Elbette bağımsızlıktan yana sol kuvvetler de vardır ve onlarla bir arada olmak isteriz. Zaten süreç de bizi oraya itmektedir. Birçok konuda aynı şeyi söylüyoruz ve zamanla bu aynı meydanları paylaşmaya doğru evrilecektir.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

öncelikle böyle bir ortamda bulunup sorulara cevap vermeniz takdire şayan. sorum şu; levent kırca'nın tepkisini hakaretle dile getirmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

4 yıl önce smemsa ekledi. 2 yorum. | Cevapla | Şikayet | #10245 0.02


Bir sanatçının içinden geçenleri herkesten farklı ve mizahi bir şekilde açıklaması olağan bir durumdur. Ülkenin haline ve gidişatına baktığınızda birkaç dil sürçmesinin öneminin kalmadığını düşünüyorum.

4 yıl önce cevap ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]

Levent Kırca olayı "parmağın göstertiği yere değil de parmağa bakma" durumudur. Kırca'nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelttiği son derece önemli eleştiriler bir üslup tartışmasına kurban edilmiştir. Konuya ilişkin kaleme aldığım bir yazıyı sizinle paylaşmak isterim: Burjuvazinin İşçi Partisi İle İmtihanı: Levent Kırca Olayı Levent Kırca, Türkiye'nin en değerli sanatçılarından biridir. Emek harcayarak halkın sevgilisi olunacağının en önemli örneklerinden biridir. Levent Kırca yalnızcaLevent Kırca olsaydı, açık söyleyelim, kendisinin de yoğun emek verdiği Sanatçılar Girişimi'ndeki sözlerinin üzerinde o kadar da fazla durulmayacaktı. O kadar kopan tantana ve linç girişimi Levent Kırca yalnızca Levent Kırca olduğu için değil, Levent Kırca İşçi Partili, devrimci Levent Kırca olduğu içindir. Levent Kırca İşçi Partili olmadığı zamanlarda da muhalifti. O zamanlar Tansu Çiller'in oğlunun "ski"sinin parodisini yapmakta ve şimdi küfür etti diye lince kalkan hazirunu kahkahalara boğmaktaydı. "Zamına korum" diyordu ve şimdi burnu havada gezen entel-dönek takımı dahil herkesi güldürüyordu. Cem Yılmaz "seksist" espirilerini sıraladığında karınları ağrıyana kadar, göbekleri çatlayana kadar gülen ve bunun için dünyanın parasını döküp en ön sıradan bilet alanlar onlar, Can Yücel şiirlerinde küfür var diye onu edebi bir tür olarak incelemeye alanlar onlar, Kemal Sunal filmerindeki küfürler hakkında keşke "biplenmese" diye ah vah edeneler onlar, Behzat Ç.'de Ankara usulü küfürler duyunca gülmekten yarılanlar onlar, Neyzen Tevfik'in küfürlü dizelerini poster yapıp odalarına asanlar gene onlar! Ama Levent Kırca... Levent Kırca'nın suçu, hiç tartışmasız, örgütlü bir biçimde, İşçi Partisi'ne üye olarak mücadeleyi seçmesidir. Özellikle söylüyorum. Yine muhalif olsa, iktidarı sevmese ancak İşçi Partili de olmasa kimse sesini çıkarmazdı. Hatta "Levent yine formunda..." derlerdi. Ortalık bu türden tatlı su muhalifi ile kaynamaktadır. Hiç tartışmam bunu. Sorun Levent Kırca değil, İşçi Partili Levent Kırca. Buradaki değişken, dikkatinizi çekerim İşçi Partili olma durumudur. Aslında hem yandaş takımı hem de holding takımıyla bütün düzen sahiplerinin asıl linç etmeye kalktığı İşçi Partisi'dir. "Fırsat bu fırsat" çakallığı içindedirler. Leş kargalarını andırmaktadırlar. Örnek çok ama neden leş kargaları olduklarını aşağıda sadece iki örnekle açıklayacağım. ERTUĞRUL ÖZKÖK ZAMAZİNGOSU VE LÜZUMSUZ ÖRNEKLEMİ Çok büyük çok önemli köşe yazarı ya Özkök, Leven Kırca'nın adını bile vermeden, güya reklamını yapmadan, muhatap almadan yazmış yazısını. Bakın ne diyor haspam: "Hülya Avşar'a o terbiyesizliği yaptığında cevabını verebilseydik, bugün Sezen Aksu gibi bir sanatçıya dilini bu kadar uzatabilir miydi? Halil Ergün gibi, Ali Poyrazoğlu gibi sanatçılara bu terbiyesizliği yapabilir miydi? (...) Üzüleceğim... Üzülmek istiyorum... Ama öyle berbat, öyle pespaye şeyler yapıyor ki... Ne yazık ki üzülemiyorum da..." Zamazingo, bu satırları yazdığı köşe yazısının diğer kısmında Tayyip Erdoğan azarladığı için artık "AKP" değil "AK Parti" demeye başladığını ballandıra ballandıra anlatıyor. Ertuğrul Özkök neden Levent Kırca için üzülmeye çalışıyor anlıyor musunuz? Çünkü kendisi perişan halde. Onu bu ülkede seven bir Allah'ın kulu yok. Hatta Allah'ın kulu olmayanlar arasında bile bir tane dostu yok. O istiyorki herkesin onun gibi haysiyet problemi olsun. Kimse dik durmasın, herkes omurgasını dağıtsın ki o da arada kaynayabilsin. Levent Kırca, Ertuğrul Özkök familyasının anti-tezidir. Aradaki fark şudur: Ertuğrul Özkök Aydın Doğan'ın kullanıp attığı mendildir, ama o çöp sepetinde bile mutludur. Levent Kırca ise mendil olmayı da, çöp sepetini de reddetmektedir. İşten atılma tehdidi karşısında, küfürlü olacak ama, "atmazsanız ...." deme onuruna sahiptir. Zamazingo'nun yazısında "Levent Kırca mağdurları" olarak geçen Hülya Avşar, Sezen Aksu, Halil Ergün ve Ali Poyrazoğlu gibilere gelince. Hülya Avşar, 27 yıl önce hayatını kaybeden büyük usta Ruhi Su'yu hayatında duymamış, muhtemelen 5 kitap okumamış, ama Türkiye'nin en büyük film festivalinde jüri başkanı oluvermiş. Levent Kırca da protesto ederek jüriden çekilmiş. Ne büyük günah! "Avşar kızı" kendisini bir ödül töreninde bekleten Tarkan'a bakın nasıl sövmüş: "Hem yaşça, hem de Hülya Avşar olarak ondan büyüğüm. Asena’ya daha çok saygı duyuyorum. Aaa dangalak! Çok sinirliyim, eşşek herif yaa! Sen kim oluyorsun da ödülünü almıyorsun dangalak! Bana sakın Tarkan’ı sormayın, Allah’ın bir metrelik adamı! " "Ohh, içimde ne varsa döktüm hazır sizi yakalamışken, boğabilirim bile onu! Şu anda sakın karşıma çıkmasın. Bir metre boyunda sadece göbek atıyor diye bu kadar havaya girmesin." "Dangalak" diyor, "eşek herif" diyor, boyuyla dalga geçiyor, "kırıtıyor" diye cinsiyetçi imalarda bulunuyor. Ama o İşçi Partili değil! Ona serbest. Üstüne Altın Portakal'ın jüri başkanı da oluyor. Sezen Aksu, heykel kafası kestiren, dizi yasaklamaya kalkan Başbakanı hem de geceyarısı, hem de özel telefondan arayıp "arkanızdayız sayın Başbakanım" diyecek kadar "sanatçı" işte. Efendim, beste fabrikatörüymüş, minik serçeymiş. Artık Sezen Aksu şarkısı duyduğumda midem bulanıyor diyeyim siz anlayın! Halil Ergün, malumunuz, sanatın ve sanatçının düşmanı AKP'ye oy verdiğini canlı yayında ballandıra ballandıra anlattı. Yine AKP'ye oy veren ve canlı yayında Seray Sever'in poposunu avuçlayınca nedense Levent Kırca gibi "kadına hakaret" muamelesi görmeyen Ali Poyrazoğlu'nun sadece şu sözlerini aktarıyorum: "Avukatlarıma talimat verdim. Levent Kırca'yı mahkemeye veriyoruz. Bildiğim kadarıyla Halil Ergün de aynı yolu izleyecek. Levent Kırca bizim üzerimizden Başbakanımız'a ve AK Parti'ye oy verenlere hakaret ediyor. Ben onun tarzıyla konuşamam. Ona cevap veremem. Mahkemede hesaplaşacağız" Onlara "başbakanları" ve "AK Parti"leriyle mutluluklar diliyoruz. AHMET HAKAN ZAMAZİNGOSU VE GİZLİ FAŞİZMİ O zaten fırsat bekliyordu. Adetidir "Levent, Müjdat, İlyas, Ferhan falan" biçiminde yazılar yazmak. Bu sefer de boş geçmemiş ve"Yuh olsun sana Levent Kırca" başlığını atmış: "Levent Kırca gibi tutarlı bir bildirisi olmayan, ideolojik altyapıdan yoksun, ezber sloganlar atan bomboş bir adama bu kadar kolay “muhalif sanatçı” payesi verirseniz, olacağı budur. Bir adamdan “muhalif sanatçı” çıkmayacağını anlamanız için... O adamın ille de içinde “karı” falan geçen ahlaksızca cümleler kurması mı gerekiyor? " Zamazingo, Atatürkçülere akıl vermektedir: Levent Kırca'yı afaroz edin. Ama aynı günkü yazısının devamında başka akıllarda vermektedir: "Oysa “Menemen” hakkında “resmi ideoloji”nin anlattığı hikâyeden başka hikâyeler de anlatılıyor: Mesela Menemen’in bir provokasyon olduğu söyleniyor. Mesela Menemen’de olup bitenlerin o dönem tüm ülkeyi zapturapt altına almanın gerekçesi haline getirildiği söyleniyor. Mesela Menemen’le hiç ilgisi olmadığı halde asılanlardan söz ediliyor. Mesela Menemen’de yaşanan olayın özgürlüklerin önünü tıkamak için kullanıldığı öne sürülüyor. Muhalif konumdaki insanların bu itirazların hiçbirine kulak vermemeleri, resmi ideolojinin anlattığı hikâyeyi hiçbir sorgudan geçirmeden kabul etmeleri ne hazin! Kubilay'ın katlinden Mustafa Kemal'i sorumlu tutan bu zamazingodan akıl alıp Levent Kırca'yı afaroz etmek isteyen "Atatürkçüler" varsa buyursunlar, bir yastıkta kocasınlar. Yeter mi? Yetmez. Yine Levent Kırca'ya "yuh" çektiği gün köşe yazısına şöyle devam ediyor: "27 Mayıs’ta Menderes’i yıkan darbe öğrenci olayları üzerinden gelmedi mi? 12 Mart’ta Demirel’e verilen muhtırada üniversitelerin kaynamasının rolü büyük değil miydi? 12 Eylül’ün en önemli gerekçelerinden biri, “üniversitelerin anarşi yuvası haline gelmesi” değil miydi? 28 Şubat’ta öncü kuvvetin görevini YÖK yapmadı mı? Olayın özeti şudur: Üniversite olayları artı ordu eşittir darbe... " Sonrasında "ama bugün durUm farklı olabilir" minvalinde tipik Ahmet Hakan yalpalamasında bulunsa da zevahiri kurtaramadı. Aynı fikri dün akşam "Tarafsız Bölge" isimli programında da dile getirdi. Demek ki neymiş, Türkiye'nin bütün öğrenci hareketi geçmişi, darbecilerin bir manivelasıymış. Levent Kırca'ya saldırmak için, en faşizan söylemleri de dillendirmeniz gerekirmiş. DİĞERLERİ Daha çok tabi. Burjuvazinin dalga kıranları eksik olur mu? "Penis yazarı" bir gecede AKP'ci olan Serdar Turgut'tan, Hürriyet'in çömezleri Melis Alphan, Ayşe Aral, Melike Karakartal'a, Neden haber spikeri olduğunu bir türlü anlamadığımız M. Ali Birand'dan, öylesine yazılar yazan Rauf Tamer'e... Yandaş takımını saymıyorum bile. Onların Levent Kırca hakkındaki yazılarını az çok tahmin edebilirsiniz. Samanyolu Haber'den "feylesof" Nihat Doğan'a onlar da susmadı. SONUÇ Hayatları iftira atmakla, yalan söylemekle, hükümete yaltaklanmakla geçenlerin Levent Kırca'ya ve onun üzerinden başkaldıranlara saldırmaları anlamlıdır. O'nu itibarsızlaştırarak, koskoca bir Cumhuriyet hareketini küçültebileceklerini düşünmektedirler. 2012 yılındaki milyonluk eylemler, radikal talepler burjuvaziyi afallatmıştır. Levent Kırca, kamuoyundan ve kadınlardan özür diledi. Ama bu ülkenin Başbakanı "kadınla erkeğin eşit olduğuna inanmıyorum" dediği halde bu zevattan kimse başbakanın özür dilemesini talep etmedi. Levent Kırca, erdem sahibi olduğunu, eleştirilerden anlam çıkartacak ve hata yaptığı zaman özür dileyebilecek çağdaşlıkta olduğunu gösterdi. Peki onlar, bir o yana bir bu yana savrulan kariyerleri için küçücük bir hesap bile verdiler mi? Levent Kırca ile aynı siyasi partinin üyesi olmaktan gurur duyuyorum. O, düzenle iplerini atmış, özgürleşmiş bir aydındır. Yapılan yayınlar İşçi Partisi'ni de, Levent Kırca'yı da büyütmektedir.

4 yıl önce utkureyhan ekledi. | Cevapla | Şikayet | [--]



5485 üye, 5331 aktif yazar toplam 4490 konuda 86063 soru sorup yorum yaptı. 2013 © sorularialayim.com. Ana Sayfa | Hakkımızda | İletişim | Kullanım Şartları | Gizlilik
}